Ara

Özgür Öğütcen

Psikanalist, Psikiyatrist

Yazar

Özgür Öğütcen

Psikiyatrist Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi email: ozgur84@hotmail.com

Artı(k)

Artı(k)*

Özgür Öğütcen

Lacan bir yerde sorulan bir soru üzerine, ki soru atıklar [scorie] ve artık [reste] üzerinedir, insanlığın kaderinde artığın daima üretken olduğunu söyleyerek yanıt verir.[1] Üstelik atık terimi tamamen olumsuz anlamda kullanılmıştır, ama Lacan ve öğrencileri için öyle olmasa gerek. Atığın olumsuz kullanımı, bilgi kuramı düzeyinde, hakiki bir gerilemeye işaret eder, bu durumda psikanalist olsa olsa öznenin –mitsel bir kavranışla söylenecek olursa- mutluluğu ve uyumu için çalışan teorilere sığınır, çağımızın atmosferini oluşturan budur. Bundan böyle, deyim yerindeyse, atık olan bu uyum ve mutluluğun arkasına sığınan psikanalistlerdir, tabii ki buna inanmayanları ayrı tutarak.

Okumaya devam et “Artı(k)”

Suret’in Yeni Aile sayısı için yazılan Editör’den…

Özgür Öğütcen

Bu sayıda “aile” konusunu ele alıyoruz. Ne kadar pürüzsüz, açık, verili, ne kadar saydam, anlaşılır ve doğal görünse de aile kavramının sorunsallaştırılmasının tarihi de bir o kadar eskiye gidiyor. En eski yazılı metinlerden Yunan tragedyalarına, kutsal kitaplardan çok-satar romanlara kadar aile üzerine yazılmış sayısız eser var. Hepsi de kendi açısından aile meselesine belirli yaklaşımlar getiriyor. Aile sadece edebiyatın konusunu oluşturmuyor tabii ki, Marx ve Engels’in Kutsal Aile’de ve Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’nde tartıştıkları aile üzerine tezleri ailenin “öteki” yüzünü, yani özel mülkiyetle ilişkisini tartışmaya açarak yeni bir boyutu gündeme taşıyor. Aile sevginin, sıcaklığın, yakınlığın kaynağı olarak konumlandırılmak yerine, tuhaf bir konuma, Freud’un Unheimliche’ine yaraşır bir konuma yerleştirilir. Bu yakın olan ama uzak olan, tanıdık olan ama yabancı gelen aile kavramsallaştırması aile tartışmasının bütün koordinatlarını değiştirir. Aile David Lynchvari bir bulanıklığın içine doğru çekilir, yakın olan uzaktır, sevilen nefret edilendir, özveriyle yardım edilen ölsün istenendir. Bu ikili karşıtlık düzeni her ne kadar karanlık görünse de burada hiçbir karanlık olmadığını, bunun tipik nevrotik tersine çevirme olduğunu söylersek abartmış olur muyuz?

Okumaya devam et

Beyin ve Dünya arasında …

Özgür Öğütcen

Beynimizle dünya arasındaki ilişki nedir? İnsan beyninin varolan maddi dünyanın bir parçası olduğundan şüphemiz yoksa şayet, tam da bu durumun yarattığı koşullar altında beyin ve “benlik” ve beyin ve “özne” nasıl ilişkilenmektedir?

Geçtiğimiz yüzyıl boyunca beynin nasıl çalıştığı, anatomik özellikleri, genetiği, beyin hastalıkları, öğrenme ve hafızanın biçimlenmesi vb. üzerine yapılan çalışmalar son yıllarda belirli bir eşiğe gelip dayandı: bu eşik beyin, bilinç ve özgür irade sorunlarının etrafında ortaya çıkan öznelliğin nasıl anlaşılması gerektiği sorusunu dayatmaktadır. Bu sorunun bir ucunda öznellik diye bir şeyin hiçbir şekilde mümkün olmadığını, insan öznelliğinin maddenin bir boyutunun cisimleşmesini ifade ettiğini belirten görüşler yer alıyor; bu biyolojik-indirgemeci görüşe göre, dışarıdan gözlemlenebilir bütün davranışlar, tutumlar, fikirler ve duygular beynin maddi alt yapısının bizatihi kendisinin içinden ortaya çıkan birer epifenomendirler; bu minvalde bilinçdışı bilince göre, özne de beyne göre ikincildir.

Okumaya devam et

Adrian Johnston’un yazısına Çevirenin Notu . . .

Özgür Öğütcen

Adrian Johnston’un bir makale boyutunu aşan bu yazısını çevirirken yazının daha kolay anlaşılması için, her ne kadar bu metindeki ve başka yerlerdeki ilgili referanslara doğrudan başvurmanın yerini tutmayacak olsa da, bir açıklama notu yazma ihtiyacı ortaya çıktı. Doğal olarak okurlara Freud’un, Lacan’ın ve onların ardından gelen diğer yazarların katkılarını göz önünde bulundurmalarını öneriyoruz.

Okumaya devam et

Baba İşlevinin Çökmesi ve Bunun Toplumsal Cinsiyet Rolleri Üzerindeki Etkisi*

Paul Verhaeghe

Çeviri: Özgür Öğütcen

1970 yılı Germaine Greer’in ünlü kitabı The Female Eunuch’ün yayınlanmasına tanıklık etti. Hiç kuşku yok ki bu, ikinci feminist dalga olarak adlandırılan şeyin içinde entelektüel bir dönüm noktasıydı.[1] Bu kapsamda, hem kitap hem de ikinci dalga -otoriter politik yapılara, çekirdek aileye ve genel olarak iktidara karşı konumlandıkları için- tek başına feminist toprakların geride bırakılmasını ve böylece kurtuluşu hedeflemektedir. Greer, bunu ilk bölümün son paragrafında gayet açık bir şekilde ortaya koyar: “Feminizm karşıtları, kadınların özgürleşmesinin evliliğin, ahlakın ve devletin sonunu getireceğinden yakındılar… Masum kadın hakları savunucularının farkında olmadan ektikleri tohumları biçme vakti geldiğinde ise feminizm karşıtlarının nihayetinde haklı olduklarını göreceğiz.”

Okumaya devam et

Beyin ve Özne Arasındaki Dürtü: Lacancı Nöropsikanalizin İçkin Bir Eleştirisi

Beyin ve Özne Arasındaki Dürtü: Lacancı Nöropsikanalizin İçkin Bir Eleştirisi*

Adrian Johnston

Çeviri: Özgür Öğütcen

Jacques Lacan’ın çalışmaları bir dereceye kadar tavizsiz bir anti-natüralist itibarı hak etmesine karşın, onun öğretisi en ince ayrıntısına kadar dikkatle okunduğunda, psikanaliz ve biyoloji arasındaki olası her karşılaşmaya kategorik olarak düşmanca olarak tanımlanabilecek bir şekilde yaklaşmadığı görülür. Geçtiğimiz yıllarda, ben de dahil pek çok yazar Lacan’ın külliyatını natüralizm, materyalizm, realizm ve bugünkü bilimler açısından bir analiz pozisyonunun meseleleri temelinde yeniden yorumlayarak onun çıkarımlarını keşfetmeye başladık. Bu noktada, temel olarak nöro-psikanalizin (Anglo-Amerikan biçimlerinden farklı olarak) Lacancı bir türünü şekillendiren, analist François Ansermet ve nörobilimci Pierre Magistretti’nin çabalarına odaklanıyorum. Ansermet ve Magistretti’nin birbiriyle bağlantılı dürtü (Trieb) ve otonom öznellik teorileriyle iştigal ederek, onların projesinin içkin bir eleştirisini geliştiriyorum. Bu nöro-psikanalitik ikilinin önemli içgörü ve katkılarına sahip çıkmak için ve onları muhafaza etmek amacını güden bir biçimde davranarak, Ansermet, Magistretti ve benim, hepimizin ortak olarak peşinde olduğumuz şeyin gerekli ve aynı zamanda yeterli koşullarının tümünü daha berrak bir hale getirmeyi hedefliyorum: bu, beden bulmuş libidinal ekonomilerden denatüralize öznelerin doğuşunun bir açıklamasıdır, bu açıklamanın kendisi psikanaliz, nörobiyoloji ve felsefeden elde edilen kaynakları sentezleyen indirgemeci olmayan, yarı-natüralist bir materyalizmin çerçevesi içinde yer almaktadır.

Okumaya devam et “Beyin ve Özne Arasındaki Dürtü: Lacancı Nöropsikanalizin İçkin Bir Eleştirisi”

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑