Ara

Özgür Öğütcen

Psikanalist, Psikiyatrist

Yazar

Özgür Öğütcen

Psikiyatrist Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi email: ozgur84@hotmail.com

Çocuklara ne oldu?

Çocuklara ne oldu?

Özgür Öğütcen

Son yıllarda İnstagram üzerindeki videoların özel bir alt türüne çok sık rastlanıyor; bu tür, anne babaların –özellikle de annelerin– çocuk bakımından ne kadar yorulduklarına hasredilmiş durumda. Mizahi bir dille anlatılan çocuk bakımı dertleri arasında en sık rastlananlar yorgunluk, tükenmişlik, kendine ait bir alanın kalmaması, destek olacak kimsenin yokluğu, kocaların anlayışsızlığı, erkek çocuk kız çocuk kıyaslamaları, uykusuzluk vb. gibi konular. Genelde otuzlu yaşlarının üzerinde olan anneler uykusuzluk ve yorgunluktan bitap düşmüş halde resmediyorlar kendilerini. Hem ev işlerini ve çocuk bakımını üstlenmek hem de maddi nedenlerle zorunlu olarak kendi işlerine devam etmek zorunda olan anneler bu konuda en çok zorlananlar. Çocuk bakımının tarzının değişmesiyle birlikte çocuk her şeyin merkezi haline geldi, belki de son 30-40 yılın meselesi bu. Çocuk hem kırılgan, travmatize olabilir bir varlık olarak kabul ediliyor hem de ondan kendisinden beklenenler konusunda anlayışlı olması isteniyor. Aslında tam da bu noktada çocuğu hem rasyonel bir figür olarak görmekle aynı zamanda onu ıslah edilmesi gereken bir tür vahşi hayvan olarak görmek arasında bir bölünme var. Bu en iyi çocuğa duyulan öfkede açığa çıkıyor, yukarıda bahsedilen videolar her ne kadar mizahi olsa da çocuklara yönelik şiddetli bir öfkenin izlerini de taşıyor. Çocuklara kızmanın ayıplandığı bir çağda, onlara yönelik şiddet dolu fikirlere sahip olmak asla kabul edilemeyecek bir şey olarak görülüyor. Çocuklar ise kendilerini durduracak bu sınırı bulabilmek için yaptıklarının dozunu giderek artırmak zorunda kalıyorlar. Her şeye anlayış göstermenin anne babalığın en doğru yolu olduğu konusundaki fikrin ardında psikanalizin bir türünün de suç ortaklığı olabilir; çünkü psikanalizin belli türleri çok uzun süreler boyunca çocuklarda ortaya çıkan psikopatolojiler konusunda anne babaların suçlamayı gelenek haline getirdiler, bu da haliyle anne babalarda bir geri durmaya yol açtı. Şu anda yaşanan ise geniş boyutlu bir krizin çeşitli parçalarından oluşuyor. 

Okumaya devam et “Çocuklara ne oldu?”

Freudcu alandan post-Lacancı alana The Substance filmi üzerine psikanalitik bir görüş

Freudcu alandan post-Lacancı alana The Substance filmi üzerine psikanalitik bir görüş

Özgür Öğütcen

2025 yılında Demi Moore’a Oscar kazandıracağına kesin gözüyle bakılan The Substance filmi izleyicileri ikiye böldü. Bir kısım izleyici filmi “çok kötü” bulurken, diğer kısım ise filmi “çok iyi” buldu. Söylendiğine göre Cannes jürisi de film konusunda ikiye bölünmüş ve filmi nereye oturtacağına uzun tartışmalardan sonra karar verebilmiş. Sonuç “çok iyi” bir film olduğu yönünde oldu, Oscar’ın tersine bu yarışmadan ödüllerle döndü film. Demi Moore, geçmişte yaptığı filmlerle değerlendirildiğinde ve Bruce Willis’in eski karısı olmanın gölgesinin halen üzerine düştüğü biri olarak Oscar’a bu kadar yaklaşmamıştı şimdiye kadar. İleride ne kadar yaklaşabilir bu da ayrı bir soru. Artık çok genç bir kadın olmamasına rağmen filmin başından sonuna kadar olağanüstü bir performans sergilediğini söylemek zorundayız. O donukluk, o iletişimsizlik, film metninin hakkını veren sade ama derinlikli oyunculuk hep onun hanesine olumlu olarak yazılan özellikler. Gençliğinde taşralı, güzel Amerikan kızını cisimleştiren Moore, güzelliğinin duruluğuyla etkileyici bir genç kadındı; şimdi, artık 60’larında bir kadın olarak ise Amerikan rüyasının çöküşüne bir ışık düşürüyor. Yine parıldıyor ama başka bir şekilde.

Okumaya devam et “Freudcu alandan post-Lacancı alana The Substance filmi üzerine psikanalitik bir görüş”

Bruce Fink İstanbul’da!

24-25 Mayıs 2025 tarihlerinde İstanbul’da SALT Galata’da gerçekleştirilecek olan Bruce Fink İstanbul’da!: Arzu ve Biçimleri: Lacan’ın 6. Semineri’nin Yakın Bir Okuması adlı etkinliğimize göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı teşekkür ederiz. Aşağıda etkinliğin programına ve diğer gerekli bilgilere ulaşabilirsiniz.

Saygılarımızla,

Axis Yayınları

Okumaya devam et “Bruce Fink İstanbul’da!”

Derek Hook ve Stijn Vanheule ile ortak etkinlik

Yakınlarda Stijn Vanheule ve Derek Hook’la harika bir etkinlik gerçekleştirdik. Depresyon konusundan başlayıp, melankoliye uzanan bir hatta pek çok şeyi konuşma imkanı bulduk. Her ikisi de engin bilgi birikimlerini ve klinik tecrübelerini bizimle paylaştılar. Lacan Depresyon ve Melankoli Hakkında Ne Dedi? kitabının çok uzun yıllar okunacağına olan inancımla ikisine de çok teşekkür ediyorum. Türkiye’deki klinisyenlerin güncel Lacancı tartışmaları izleyebilmelerini ve önde gelen psikanalistlerle doğrudan iletişim kurma olanağı bulmalarını çok önemsiyorum ve bu amaçla Axis Yayınları olarak önümüzdeki Mayıs ayında İstanbul’a gelecek olan Bruce Fink’i dinlemeye ilgili herkesi davet ediyoruz. Teşekkürler Stijn! Teşekkürler Derek!

Axis Atölyeleri: Arzu ve Yorumu

AXİS ATÖLYELERİ

Arzu ve Yorumu: Lacan’ın 6. Seminer’ini Okumak

Bu etkinlik Bruce Fink’in Mayıs ayında İstanbul’da gerçekleştireceği etkinliğe hazırlık amacını taşımaktadır. Katılımcılar etkinliğin sonunda Lacan’ın bir metnini yakından okumuş olacaklar ve başta arzu olmak üzere, fantazi, klinik pratik, vaka öyküsü, klinik sürecin ilerleyişi, psikanalitik yorum ve benzeri konularda temel bir oryantasyon elde edeceklerdir. 

Etkinlik 2 haftada bir online olarak gerçekleştirilecektir. Şubat-Mart-Nisan aylarını kapsamak üzere toplam 6 oturum yapılacaktır. İlk oturum tarihi 12 Şubat Çarşamba günüdür.

Atölye sadece klinik psikolog, psikolog ve psikiyatristlere açıktır. Klinik deneyim kabul edilme nedenidir. 

Kontenjan 10 kişiyle sınırlıdır. Ayrıntılı program atölye katılımcılarına iletilecektir. 

Katılımcıların İngilizce ve/veya Fransızca bilmesi gerekmektedir. Her oturumda Lacan’ın 6. Semineri olan Arzu ve Yorumu’ndan bir bölüm ele alınacaktır.

Katılımcıların etkinliğin tamamına katılması beklenmektedir. Toplam katılım ücreti 4000 TL’dir. 

Katılımcıların kendilerini tanıtan ve Lacancı psikanalize olan ilgilerini anlatan bir metinle axis@axisyayinlari.com adresine mail yoluyla başvurmaları gerekmektedir. 

Rüyalar Ne İşe Yarar?

Rüyalar ne işe yarar?

Freud Rüyaların Yorumu’nda[1] ortaya attığı tezleri keşfettiği şeyler arasında en sarsılmazı, en sağlamı olarak görüyordu ve bu yüzden onları çok değiştirme ihtiyacı duymadığını söylüyordu, oysa zaman içinde nevroz kuramını değiştirmişti. Ayrıca Freud, inançları sarsıldığında, şüpheye düştüğünde kendisine güvenini geri verenin bu kitap olduğunu belirtmektedir.[2] Yani onun için bu kadar büyük bir önem taşımaktadır rüyalarla ilgili çalışması. Rüyaların Yorumu’nun kendisi için taşıdığı bu öznel önemi 1896 yılında babasını kaybetmesine bağlar, bu kitabın bu ölüme bir tepki olduğunu söyler. Babası öldükten sonra o artık Sigmund değildir, psikanalizi kuran Sigmund Freud’dur, kendi adı kendi ampirik varlığının ötesinde bir anlam taşımaktadır. Freud, Rüyaların Yorumu’nun İngilizce üçüncü basımına 1931 yılında yazdığı önsözde kitaptan şöyle bahsediyor: “Bugünkü yargılarıma göre de [bu kitap] keşfetmesi bana nasip olmuş tüm keşiflerin en değerlisini içermektedir. Böylesine bir içgörü insana tüm yaşamında bir kez nasip olur.”[3] O kendi keşfine yabancı değildir, bunun farkında olan biridir ve tabii ki o, psikanalizin kurucusudur.    

Okumaya devam et “Rüyalar Ne İşe Yarar?”

SÖYLEŞİ: “LACAN DEPRESYON ve MELANKOLİ HAKKINDA NE DEDİ?”

SÖYLEŞİ: “LACAN DEPRESYON ve MELANKOLİ HAKKINDA NE DEDİ?” – 10 Ocak 2025, 18:00

Stijn Vanheule, Derek Hook

Moderatör: Özgür Öğütcen

Lacan Depresyon ve Melankoli Hakkında Ne Dedi? kitabını, kitabın hem editörü hem yazarları olan Derek Hook ve Stijn Vanheule ile birlikte konuşuyoruz. İki önde gelen psikanalist ve düşünür olan Vanheule ve Hook’la kitabın temel hatlarını ele alacağımız bu etkinlikte depresyon, yas, melankoli, melankolideki yaratıcılık, kayıp, manik depresif bozukluk konularını ele alacağız. Aslında bir taraftan da yaşadığımız çağın nasıl bir çağ olduğunu, bilimin konumunu, öznenin yerini ve tedavi namına sunulan seçeneklerin kısıtlayıcılığını konuşma fırsatını da bulacağız. Stijn Vanheule’yi okurlar daha önce Axis Yayınları’ndan çıkan Psikozun Öznesi kitabından hatırlayacaklar, Vanheule bu kitabında psikoza oldukça geniş bir bakışaçısı getirmişti; şimdi ise kendi pratiğini teorik ve klinik olarak nasıl formüle ettiğini dinleme olanağı bulacağız. Derek Hook ile birlikte Lacan’ın Ecrits’sine geniş bir açılım getirdikleri kitap serisi Reading Lacan’s Ecrits’yi de hatırlatmadan olmaz. Derek Hook da meraklı okurların yakından bildiklerini düşündüğümüz bir psikanalist.

Çağımızı, depresyonu, psikiyatrik ilaçları, yası, melankoliyi, kaybı ve pek çok başka konuyu konuşmak için sizleri etkinliğimize davet ediyoruz. 

Etkinlik dili İngilizce’dir, çeviri olmayacaktır. Etkinlik ücretsizdir ancak kayıt gerekiyor. Kayıt için axis@axisyayinlari.com adresine, kendinizi tanıtan bir yazı ile birlikte email göndermeniz gerekmektedir. 

_____________

INTERVIEW: “LACAN ON DEPRESSION AND MELANCHOLIA” – January 10, 2025, 18:00

Stijn Vanheule, Derek Hook

Moderator: Özgür Öğütcen

We will discuss the book Lacan On Depression and Melancholia (Routledge, 2023) with Derek Hook and Stijn Vanheule, both the editor and the authors of the book. With Vanheule and Hook, two prominent psychoanalysts and thinkers, we will discuss the basic outlines of the book, depression, mourning, melancholia, creativity in melancholia, loss, manic-depressive disorder. In fact, we will also have the opportunity to talk about the age we live in, the position of science, the place of the subject, and the limitation of the options offered in the name of treatment. Readers will remember Stijn Vanheule from his book The Subject of Psychosis, published by Axis Publishing, in which Vanheule brought a very broad perspective to psychosis; now we will have the opportunity to hear how he formulates his own practice theoretically and clinically. It is also worth mentioning Reading Lacan’s Écrits, a series of books in which he and Derek Hook have expanded on Lacan’s Écrits. Derek Hook is a psychoanalyst whom we think curious readers will be familiar with.

We invite you to our event to talk about our age, depression, psychiatric drugs, grief, melancholia, loss, and many other topics. 

The language of the event will be English, there will be no translation. The event is free, but registration is required. To register, send an email to axis@axisyayinlari.com with an introductory letter. 

Axis Atölyeleri

Yeni yazı: Bedenin Muammaları

BEDENİN MUAMMALARI*

 

“Sekkusu shinai shokogun” (“Celibacy Syndrome”)

 

Batılı büyük liberal gazeteleri çok seviyorum, örneğin The Guardian’ı. Çünkü bu tür gazeteler bize dünyada yolunda gitmeyen şeyler hakkında fikir vermekle kalmıyorlar, aynı zamanda dünyanın nasıl ortak bir kadere doğru ilerlediğini de çok iyi gösteriyorlar. Doğrusunu isterseniz ek bir faydaları daha var; psikanaliz metinlerinde pek de bulamayacağınız kadar yoğun biçimde psikanalizin öteden beri temel soruları olmuş konularla ilgileniyorlar: aşk, arzu, çift olma, evlilik, yalnızlık, mutsuzluk, depresyon, melankoli, doğum oranları, intihar, umutsuzluk vs vs. Ben bu tür gazeteleri çağın ruhunun belgeleyicileri olarak görüyorum.   

 

Ve bu gazetelerde yer alan haberleri okuduğumda Japonya ile ilgili haberler hep dikkatimi çekiyor öteden beri. Çünkü temelde belli konular etrafında kümeleniyor bu haberler: libido kaybı, cinsellikten vazgeçme, robot sevgililer, sarılma seanslarının yapıldığı barlar, ailesiyle yaşayan ev ergenleri… 

 

Bu yüzden size bugün ilk olarak Japonya’dan bahsedeceğim. Japonya’dan bahsetmemin nedeni gelişmiş ülkelerden başlayan bir kaderi, diğer ülkelere de doğru yayılan ortak geleceğimizi temsil ettiğini düşündüğüm için. Japonya’da olup bitenler bizim deneyimimize o kadar da uzak olmadığından gelecekte ne olup biteceğini belki bu ülkede olup bitenlere bakarak anlamlandırabiliriz. 

 

Gençlerin popa, film yıldızlarına ve diğer şeylere kafayı takması Japonya’ya mı özgü? Ya da internette ‘aşık olmak’? Japonya bir açıdan kendine özgü yönleri çok yoğun olan bir ülke, ama öte yandan aşağıda aktaracağım olgular, değişen ölçülerde pek çok yerde geçerli olabilecek şeyler. Japonya’nın topyekûn libido kaybı yaşayan bir ülke olarak tanımlanması; gençlerdeki romantik ilişkilere ilgisizliğin yoğunluğu; doğum oranlarının aşırı düşüklüğü; ailesiyle yaşayan ileri yaştaki kişilerin çokluğu; bekarlığa övgü; ve daha pek çok durum bu özgünlüğü pekiştiriyor. Bütün bunlar Japonya’yı sanki diğer ülkelerden radikal biçimde farklıymış gibi görmeye sevk ediyor bizi. Oysa ABD, İngiltere, Almanya, Güney Kore vd. gibi ülkelerde yapılan araştırmalar farklılıktan ziyade ortak noktalara dikkat çekiyor. Bu ortak noktalar karşı cinse duyulan istek, aile kurma, çocuk sahibi olma, yalnız yaşama, cinsel ilişkiye girme gibi alanlarda yoğunlaşıyor. Aslında ortaya çıkan manzara, tarihten ve dünyadan kopuk bir Japonya anlatısının yerine, Japonya’yı dünyanın gideceği yönü az çok işaret eden bir tür öncü gibi görmenin daha yerinde bir tutum olabileceği yönünde.

 

2013 yılında The Guardian gazetesinde yayınlanan bir habere göre (20 Ekim 2013) genç kadınların %45’i ve genç erkeklerin en az %25’i ilişki istemediğini belirtiyor. Bu durumun ortaya koyduğu mesaj açık: “Benden uzak dur!” Japonya’da bu durumu adlandırmak için “sekkusu shinai shokogun”deniyor, yani “bekarlık sendromu.” Bu genç insanlar hem ilişkiye girmeyi reddediyorlar hem de evlenmeyi ve dolayısıyla çocuk sahibi olmayı da. Geleneksel olarak bildiğimiz kadın-erkek ilişkisinden arınmış, bir tür ilişkisizlik durumunu sürdürmek istiyorlar. Haliyle bunun ima ettiği bir sonuç ise evliliğin çok arzu edilir bir şey olmaması; kadınlar arasında evlilik için yaygın olarak kullanılan eski bir tanımlama var: “Evlilik kadının mezarıdır”, bugün ise şöyle deniyor, “Evlilik kadının kariyerinin mezarıdır.” Lacan 1974 yılında, şöyle dediğinde bugünleri öngörüyor gibiydi: “kapitalizm, onun çıkış noktası buydu: seksten kurtulmak”(Lacan, 1974, s. 34).

 

Okumaya devam et “Yeni yazı: Bedenin Muammaları”

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑