Ara

Özgür Öğütcen

Psikanalist, Psikiyatrist

Kategori

Genel

SÖYLEŞİ: “LACAN DEPRESYON ve MELANKOLİ HAKKINDA NE DEDİ?”

SÖYLEŞİ: “LACAN DEPRESYON ve MELANKOLİ HAKKINDA NE DEDİ?” – 10 Ocak 2025, 18:00

Stijn Vanheule, Derek Hook

Moderatör: Özgür Öğütcen

Lacan Depresyon ve Melankoli Hakkında Ne Dedi? kitabını, kitabın hem editörü hem yazarları olan Derek Hook ve Stijn Vanheule ile birlikte konuşuyoruz. İki önde gelen psikanalist ve düşünür olan Vanheule ve Hook’la kitabın temel hatlarını ele alacağımız bu etkinlikte depresyon, yas, melankoli, melankolideki yaratıcılık, kayıp, manik depresif bozukluk konularını ele alacağız. Aslında bir taraftan da yaşadığımız çağın nasıl bir çağ olduğunu, bilimin konumunu, öznenin yerini ve tedavi namına sunulan seçeneklerin kısıtlayıcılığını konuşma fırsatını da bulacağız. Stijn Vanheule’yi okurlar daha önce Axis Yayınları’ndan çıkan Psikozun Öznesi kitabından hatırlayacaklar, Vanheule bu kitabında psikoza oldukça geniş bir bakışaçısı getirmişti; şimdi ise kendi pratiğini teorik ve klinik olarak nasıl formüle ettiğini dinleme olanağı bulacağız. Derek Hook ile birlikte Lacan’ın Ecrits’sine geniş bir açılım getirdikleri kitap serisi Reading Lacan’s Ecrits’yi de hatırlatmadan olmaz. Derek Hook da meraklı okurların yakından bildiklerini düşündüğümüz bir psikanalist.

Çağımızı, depresyonu, psikiyatrik ilaçları, yası, melankoliyi, kaybı ve pek çok başka konuyu konuşmak için sizleri etkinliğimize davet ediyoruz. 

Etkinlik dili İngilizce’dir, çeviri olmayacaktır. Etkinlik ücretsizdir ancak kayıt gerekiyor. Kayıt için axis@axisyayinlari.com adresine, kendinizi tanıtan bir yazı ile birlikte email göndermeniz gerekmektedir. 

_____________

INTERVIEW: “LACAN ON DEPRESSION AND MELANCHOLIA” – January 10, 2025, 18:00

Stijn Vanheule, Derek Hook

Moderator: Özgür Öğütcen

We will discuss the book Lacan On Depression and Melancholia (Routledge, 2023) with Derek Hook and Stijn Vanheule, both the editor and the authors of the book. With Vanheule and Hook, two prominent psychoanalysts and thinkers, we will discuss the basic outlines of the book, depression, mourning, melancholia, creativity in melancholia, loss, manic-depressive disorder. In fact, we will also have the opportunity to talk about the age we live in, the position of science, the place of the subject, and the limitation of the options offered in the name of treatment. Readers will remember Stijn Vanheule from his book The Subject of Psychosis, published by Axis Publishing, in which Vanheule brought a very broad perspective to psychosis; now we will have the opportunity to hear how he formulates his own practice theoretically and clinically. It is also worth mentioning Reading Lacan’s Écrits, a series of books in which he and Derek Hook have expanded on Lacan’s Écrits. Derek Hook is a psychoanalyst whom we think curious readers will be familiar with.

We invite you to our event to talk about our age, depression, psychiatric drugs, grief, melancholia, loss, and many other topics. 

The language of the event will be English, there will be no translation. The event is free, but registration is required. To register, send an email to axis@axisyayinlari.com with an introductory letter. 

Axis Atölyeleri

Yeni yazı: Bedenin Muammaları

BEDENİN MUAMMALARI*

 

“Sekkusu shinai shokogun” (“Celibacy Syndrome”)

 

Batılı büyük liberal gazeteleri çok seviyorum, örneğin The Guardian’ı. Çünkü bu tür gazeteler bize dünyada yolunda gitmeyen şeyler hakkında fikir vermekle kalmıyorlar, aynı zamanda dünyanın nasıl ortak bir kadere doğru ilerlediğini de çok iyi gösteriyorlar. Doğrusunu isterseniz ek bir faydaları daha var; psikanaliz metinlerinde pek de bulamayacağınız kadar yoğun biçimde psikanalizin öteden beri temel soruları olmuş konularla ilgileniyorlar: aşk, arzu, çift olma, evlilik, yalnızlık, mutsuzluk, depresyon, melankoli, doğum oranları, intihar, umutsuzluk vs vs. Ben bu tür gazeteleri çağın ruhunun belgeleyicileri olarak görüyorum.   

 

Ve bu gazetelerde yer alan haberleri okuduğumda Japonya ile ilgili haberler hep dikkatimi çekiyor öteden beri. Çünkü temelde belli konular etrafında kümeleniyor bu haberler: libido kaybı, cinsellikten vazgeçme, robot sevgililer, sarılma seanslarının yapıldığı barlar, ailesiyle yaşayan ev ergenleri… 

 

Bu yüzden size bugün ilk olarak Japonya’dan bahsedeceğim. Japonya’dan bahsetmemin nedeni gelişmiş ülkelerden başlayan bir kaderi, diğer ülkelere de doğru yayılan ortak geleceğimizi temsil ettiğini düşündüğüm için. Japonya’da olup bitenler bizim deneyimimize o kadar da uzak olmadığından gelecekte ne olup biteceğini belki bu ülkede olup bitenlere bakarak anlamlandırabiliriz. 

 

Gençlerin popa, film yıldızlarına ve diğer şeylere kafayı takması Japonya’ya mı özgü? Ya da internette ‘aşık olmak’? Japonya bir açıdan kendine özgü yönleri çok yoğun olan bir ülke, ama öte yandan aşağıda aktaracağım olgular, değişen ölçülerde pek çok yerde geçerli olabilecek şeyler. Japonya’nın topyekûn libido kaybı yaşayan bir ülke olarak tanımlanması; gençlerdeki romantik ilişkilere ilgisizliğin yoğunluğu; doğum oranlarının aşırı düşüklüğü; ailesiyle yaşayan ileri yaştaki kişilerin çokluğu; bekarlığa övgü; ve daha pek çok durum bu özgünlüğü pekiştiriyor. Bütün bunlar Japonya’yı sanki diğer ülkelerden radikal biçimde farklıymış gibi görmeye sevk ediyor bizi. Oysa ABD, İngiltere, Almanya, Güney Kore vd. gibi ülkelerde yapılan araştırmalar farklılıktan ziyade ortak noktalara dikkat çekiyor. Bu ortak noktalar karşı cinse duyulan istek, aile kurma, çocuk sahibi olma, yalnız yaşama, cinsel ilişkiye girme gibi alanlarda yoğunlaşıyor. Aslında ortaya çıkan manzara, tarihten ve dünyadan kopuk bir Japonya anlatısının yerine, Japonya’yı dünyanın gideceği yönü az çok işaret eden bir tür öncü gibi görmenin daha yerinde bir tutum olabileceği yönünde.

 

2013 yılında The Guardian gazetesinde yayınlanan bir habere göre (20 Ekim 2013) genç kadınların %45’i ve genç erkeklerin en az %25’i ilişki istemediğini belirtiyor. Bu durumun ortaya koyduğu mesaj açık: “Benden uzak dur!” Japonya’da bu durumu adlandırmak için “sekkusu shinai shokogun”deniyor, yani “bekarlık sendromu.” Bu genç insanlar hem ilişkiye girmeyi reddediyorlar hem de evlenmeyi ve dolayısıyla çocuk sahibi olmayı da. Geleneksel olarak bildiğimiz kadın-erkek ilişkisinden arınmış, bir tür ilişkisizlik durumunu sürdürmek istiyorlar. Haliyle bunun ima ettiği bir sonuç ise evliliğin çok arzu edilir bir şey olmaması; kadınlar arasında evlilik için yaygın olarak kullanılan eski bir tanımlama var: “Evlilik kadının mezarıdır”, bugün ise şöyle deniyor, “Evlilik kadının kariyerinin mezarıdır.” Lacan 1974 yılında, şöyle dediğinde bugünleri öngörüyor gibiydi: “kapitalizm, onun çıkış noktası buydu: seksten kurtulmak”(Lacan, 1974, s. 34).

 

Okumaya devam et “Yeni yazı: Bedenin Muammaları”

Axis Atölyeleri

Bruce Fink İstanbul’a geliyor!

Önde gelen Lacancı psikanalistlerden ve Lacan’ın pek çok seminerini İngilizceye çeviren Bruce Fink 24-25 Mayıs 2025 tarihinde “Desire and Its Configurations” başlıklı iki günlük kapsamlı bir çalışma için Axis Yayınları’nın davetlisi olarak İstanbul’a geliyor. Programın ve yapılacak çalışmaların ayrıntıları yakında duyurulacaktır.

Yeni kitap

Lacan Sempozyumu 2024

SÖKÜLÜP TAKILABİLEN PARÇALAR VE DE-SÜBLİMASYON

ÖMER KOÇ KOLEKSİYONU ÜZERİNE

I

Ömer Koç’un Arter’de sergilenen koleksiyonunu görünce aklıma gelen ilk sanatçı ORLAN oldu, onun de-süblime edici yönü, bu koleksiyonu da baştan aşağı kat ediyor diye düşünmeden edemiyor insan. Aralarındaki bu benzerlik, sadece “yüce olan”a ilişkin önceki burjuva uzlaşmasına karşı çıkmasından kaynaklanmıyor, aynı zamanda bu karşı çıkışın kendisinin de sınırlı olduğunu gösteriyor. Bu tür döngüsellikleri başka birçok yerde, belki çok ilgisiz gelebilir ama, Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinde görmek mümkün. Bu durumun olağan sayılabilecek bir sonucu, çok yakın zamanlara, hatta 20-30 yıl öncesine kadar gelebilmiş modern-modern olmayan ayrımının, bu son dönemde neoliberalizmin kapsamlı yıkıcılığıyla alaşağı edilmiş olması. Bu durum, sanat alanında, belki yine beklenebilir bir şekilde, sanat olan-olmayan, eser/iş-dekorasyon/tasarım ürünü, çerçeve-yer gibi ikili ayrımlara dair tartışmaların artmasına yol açtı. Buradaki mesele bir “hakikilik” meselesi değil, ama daha çok de-süblime edici etkinin artık dayanılmaz hale gelmiş olmasına karşı bir muhasebeye girişme çabası olarak görülebilir. Elde avuçta korunabilecek ne varsa, sanatın açık tuttuğu alanda ne varsa, bunu savunmanın yolu, sanki sanat-değilmiş gibi yapan, bir tür as-if kategorisine sıçrayan, savunmacı bir tutum oldu. Bu aslında neoliberalizmin son otuz kırk yılına damgasını vuran ve aşırı finansallaşma koşulları altında “yüce olan” ne varsa berhava edip yoluna gitmesine karşı bir duruşu temsil ediyor. Zaten ölü olan bir şeyi öldürmenin imkansızlığı diyebiliriz buna.

Neden insanlar kapitalizmin alternatifsiz olduğuna inanıyorlar? Kapitalizm çoğumuza sanki bir doğa olayıymış gibi geliyor, aynı gezegenlerin, ayın, güneşin var olduğu gibi. Oysa mesele bu kadar basit değil. Kapitalizm tarihsel olarak şunun şurasında 300-400 yıldır var ve yerini aldığı feodalizmden çok daha fazla zarar verdi. Bir taraftan doğayı yok olmanın eşiğine getirdi, diğer taraftan insanlar arasında devasa eşitsizlikler yarattı. Ama biz ona “inanmaya” devam ediyoruz. İşte tam da bu noktada, kapitalizmin arzumuzla, bilinçdışımızla ve umutlarımızla ilişkisini sorgulamak iyi olabilir. Bizi kendimize bile inanmaktan alıkoyan, bu vaat bombardımanı neyin nesi? Bitmez tükenmez savaşlar, doğanın ve insanların sömürülmesi, umutsuzluk, yalnızlık, depresyon… Kaderimiz çoktan çizilmiş ve kapanmış durumda mı? İşte bu etkinlikte, Todd McGowan’ın kitabından hareketle bütün bunları konuşacağız.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑