“Psikanaliz ve Psikoterapi” Çalışma Günü için 1. argüman

Özgür Öğütcen

Psikanalizin ne tür bir tedavi olduğu konusu en başından beri ilgi çekici oldu. Öncelikle onun yöntemi farklı geldi insanlara: Serbest çağrışım, divana yatılması, uzun sürmesi…

Bu alışıldık tedavi yöntemlerine, örneğin bir doktorun hastasını fiziksel bir hastalık nedeniyle tedavi etmesine benzemiyordu. İkincisi, süresi farklı geldi insanlara, genelde o güne değin alışılmış tedavilerden uzun sürüyordu ve tabii bunun bir maddi yükü de vardı. Ve psikanalizin tedavi etme konusunda pek bir acelesinin olmaması yanında neyi tedavi ettiği konusu da karmaşık bulundu. Koca bir yüzyılı arkasında bırakmasına rağmen bu sorular ve daha pek çoğu bu alana ilgi duyan ya da psikanalitik bir tedavi görmek isteyen bireyleri meşgul etmeye devam ediyor. Bazen bu tedaviyi görme konusunda tereddüt yaratsalar da çoğu zaman bir merak uyandırdıklarını göz ardı etmek doğru olmaz. Hem yöntemi hem uygulaması bu kadar farklı bir tedaviden bir sürpriz beklemek şaşırtıcı değil. Öte yandan beklentilerin büyüklüğüyle doğru orantılı bir konu da hayal kırıklıklarının büyüklükleri oluyor haliyle. Psikanaliz arkasında oldukça uzun bir muhasebe listesi yarattı, iyisiyle kötüsüyle. Elimizde kuşku duyacak pek fazla husus yok, hatta şurası kesin ki psikanaliz “standart bir tedavi” değildir, bu tırnak içindeki sözü Lacan’a gönderme yaparak, onun bir yazısına, Variantes de la cure type, gönderme yaparak yazıyorum. Lacancı psikanaliz insanlarda merak uyandırıyor, onları kendisine doğru çekiyor, ama sadece bu mu? Aynı zamanda bu merakın ve ilginin ardından, Lacancı psikanalizin kapsamının ne olduğu, yönteminin neye benzediği –özellikle kısa seansa odaklanan bir merak- ve diğer psikanaliz yöntemlerinden ve psikoterapilerden onu neyin ayırdığı geliyor. Klinik olarak sınanmamış, kişisel psikanalizde ve süpervizyonda faydaları tek tek bireyler için açığa çıkmamış bir pratiğe kuşkuyla yaklaşmayı haksız bulduğumu söyleyemem. Öte yandan, özellikle klinisyenler, kendi analizlerinde ve hasta görme pratiklerinde Lacancı psikanalizin onlara sunduğu klinik ve pratik araçları gördükçe bu harekete ilişkin arzuları artıyor, bu da gözlemin başka bir parçası.

Her geçen gün “terapi” yöntemlerinin ve yaklaşımlarının arttığı bir dünyada Lacancı psikanalizin bize verebilecekleri her zamankinden daha çok merakımızı celbediyor, bu bir temenni olmanın ötesinde Lacancı psikanalizin bütün dünyada git gide artan yaygınlığı buna kanıt oluşturuyor. Türkiye’deki Lacancı klinisyenler olarak bizler de bu evrensel trene bir yerlerinden bindik. Ama hangi vagondayız, bunun muhasebesini yapmak için çok erken.

Freud’un genç bir psikanaliste söylediği sözü hatırlatmak isterim, “Öncelikle tedavi etme tutkunu bir kenara bırakmalısın.” Bu sözün içerdiği paradoksu ilk bakışta görmek mümkün, psikanaliz bir tedavi değilse nedir? Vurguyu doğru yere yapmamız gerekiyor, Freud psikanaliz bir tedavi değildir demiyor, “tedavi etme tutkusu”ndan vazgeçilmesi gerektiğini söylüyor. Çünkü semptomları hızlıca ortadan kaldırılması gereken şeyler olarak görmek “anlama”ya ve “sonuçlandırma”ya engel olabilir. Sonuçta biz patlamak üzere olan bir apandisitle ilgilenmiyoruz, kaldı ki bazen durum apandisitten daha acil olsa bile. Anlama ile sonuçlandırma arasındaki zaman aralığına ihtiyacımız var, biz klinisyenlerden öte, analize gelen öznenin buna ihtiyacı var. Dinleme işte bu ara alana yerleşiyor. Freud “tedavi etme tutkusu”ndan vazgeçmekten söz ettiyse, Lacan da “psikanalizin diğerleri gibi bir tedavi olmadığını” söylemişti. Aralarında yıllar olan bu iki ifade birbirlerini tamamlıyorlar. Lacancı psikanaliz gerek yöntemi itibariyle, gerek kavramları itibariyle gerekse de psikanalizin sonuna ilişkin konumuyla çok tekil bir yerde durmaktadır. Lacancı psikanaliz özneyi değiştirmeyi hedefler, semptomu ortadan kaldırmayı değil. Evet, bu sırada semptomun başına da bir şeyler gelir ve bu hayırlı bir başa gelme olarak anlaşılabilir. Lacancı psikanalizde yorum nasıl da gidip analizan için hem anlaşılmaz hem de en mahrem olanı hedef alıp onu dönüştürüyor, burada şaşıracak bir şeyler var doğrusu, bunda bir sürpriz var. Bu sürpriz öznenin kendi bilinçdışıyla karşılaşmasının yarattığı sürprizdir! Bu onun başını döndürür, rüyalarına girer, dilinin sürçmesine yol açar, kısacası onu eskiden olduğu durumla aralar, oradan uzaklaştırır. Ama yine, başka bir şekilde söylemem gerekirse, Lacancı psikanalizle karşılaşma Lacancı bir psikanalistle karşılaşmakla olur, hasta görüp bunları süpervizyonda anlatmakla olur, vaka toplantılarına katılmakla olur ve en önemlisi uluslararası olarak Lacancı bir Okul’un inşa edilmesine katılmakla olur. Kitaplardan ve entelektüellerden Lacan’la ilgili faydalı faydasız, odaklı ya da odağı şaşırtan, yalan yanlış veya hakikate temas eden pek çok şey öğrenmiş olabiliriz ama sonuçta bunlar yetmez. Klinik bir alanın, Lacancı bir alanın, inşa edilmesi, ancak psikanalizin konturlarını çizmekle gerçekleşebilir. Bu bir sınıflama, kategorize etme tutkusu değil kuşkusuz; bu, öznenin arzusunun önce kendi psikanalizine, sonra bununla birlikte hastalarıyla yürüttüğü klinik çalışmaya ve en sonunda da Lacancı bir alanın kurulmasına kendini vakfetmesine dayanır. Bu sınırlara dayandıkça, kendisini içinde bulduğu, klinik çalışmasını içinde bulduğu, inşa ettiği Lacancı alanı içinde bulduğu sınırların ötesine geçmek isteyecektir, belki, kim bilir? Belki de istemez, belki de bu ona yeter. İşte bu yüzden, Freud’un da dediği gibi, psikanaliz “imkansız bir meslektir”, o bir “iş”, bir “kariyer basamağı”, dışarıda kullanılacak bir “ünvan” değildir, o analiz odasının içinde varolur, oradaki tekil konfigürasyondan doğar ve oraya geri döner. Bu yüzden her Lacancı kendi pratiğini kendi teorisiyle sınamak zorunluluğuyla yüz yüzedir. İşler bu kadar zorken, en başından ben psikanalist olacağım demek, iyi niyetten kaynaklansa bile, ancak analizin, Lacancı analizin içinde alınabilecek bir karardır.

Bize nasıl Lacancı psikanalist olabilirim, Lacancı psikanalizin Türkiye’de bir eğitimi var mı, sizin bağlı olduğunuz uluslararası bir kurum var mı diye soranlar oluyor. Bu soruları meşru buluyorum. Bu sorular bir Öteki’ne olan inancın bazı insanlarda sürdüğünü göstermenin yanında öznel sorumluluğu bir Öteki’ne devretmenin izini de taşıyor. Lacancı psikanaliz, başka bir yazıda da belirttiğim gibi, üç öğeye dayanır: kişisel Lacancı psikanaliz, Lacancı psikanalitik teorik eğitim ve Lacancı süpervizyon.

İşte bütün bunları ve daha fazlasını bu toplantıda konuşmak için sizleri “Psikanaliz ve Psikoterapi” sempozyumumuza davet ediyoruz. Çağrı herkese açık, ama ben iki grubu özellikle vurgulamak istiyorum, meslektaşı olduğum ve her gün en zor vakalarla karşılaşan psikiyatristleri ve bir süre sonra psikiyatrist olacak genç psikiyatri asistanı arkadaşlarımı. Ve ikincisi, mesleki pratiklerinin içinde her türden zorlukla yüz yüze gelen, meraklarını her daim sürdüren genç psikologları ve psikolog adaylarını. Sizleri aramızda görmekten memnuniyet duyacağız.

Özgür Öğütcen

Psikiyatrist

Psikanaliz Araştırmaları Derneği Başkanı